27/8/2009 - 3
Günler geceleri,geceler günleri kovaladı. Bir yandan telefonda anneme destek olmaya çalışıyor,bir yandan babamı sanki bir dostuymuşçasına dinliyor,bir yandan da kendime hakim olmaya çalışıyordum.Şimdi düşünüyorumda,o günlerde yani en zayıf olduğum bu zamanlarda,nasıl oldu da her gece he gün uyuşturucu içen en yakın arkadaşlarıma katılmadım diye.Demekki içimde bir yerlerde hala cici kız kırıntıları vardı. Babam anneme hiçbir şey vermeden boşanmak için elinden geleni yapıyordu.Tüm varlığını ipotek altına aldırmış meğer,hakim babamı beş kuruşsuz sanıp anneme bağlayabileceği en düşük nafakayı bağlasın diye. Ancak babam anneme söz vermiş. 'Benimle uğraşma,işi yokuşa sürme.Eğer bu işi hakime bırakırsan sana çok düşük bir nafaka bağlar,onunlada yaşayamazsı. Ama ben sana söz veriyorum,sana bir ev,bir araba ve ölene kadarda her ay bin dolar bağlayacağım.' demiş. Ben tabii ki güvendim babamın bu sözlerine,ve anneme bu işi uzatmaması için yalvardım. Daha fazla yıpranmasını istemiyordum.Tabiiki bizde yıpranmayacaktık bu şekilde. Annem arada geçirdiği sinir krizleriyle hepten başka bir insan olmaya başladı. Yaşadığımız müstakil evi terk etti,ve babamın onun ve kardeşlerim için tuttuğu bir daireye yerleşti. Ben bu arada aynı yaşantı tarzını sürdürmeye devam ediyor, her sinirim bozulduğunda ağlama krizleri geçirmeye,ardından yatışmak için içki şişeleri içinde kayboluyordum. Kaçmaktı benimkisi biliyorum..ama o sırada daha başka bir yol düşünemiyordum. Düşünsem bile gücüm yoktu. Bir gün babam atlayıp Ankaraya geldi,beni görmek için. Yemeğe çıktık. Garson siparişlerimizi almaya geldiğinde önce babama sordu haliyle ne içersiniz diye,babam siparişini verdi,garson bana döndü,benim cevabım otomatik olarak çıktı ağzımdan hiç düşünmeden. Çünkü o sırada o siparişi veren ben değil, vücudumdu. 'Bir şişe beyaz şarap lütfen!' Ben bunun oldukça çok içki içen bir baba için bile normal birşey olduğunu düşündüğümden bu işte bir yanlışlık olduğunu düşünmüyordum. Ancak o bir şişe şarap daha biz yemeğimizi bitirmeden bitmişti. Ve babam bana bakıp 'Ben yarın dönücektim,ama varzgeçtim senin bu halini görünce.' dedi. 'Ne varki halimde?' dedim. ' Farkında değilsin sen ama alkolik olmuşsun!' dedi bana. Ne bekliyordun babacığım?? Ne bekliyordun?? Siz iki yetişkin insan bile kendiniz hakim olmazken bu travmatik durumları yaşarken,benim kendime sahip çıkmamı nasıl bekliyordun? 'Saçmalama baba,ne alakası var..alt tarafı şarap içtiim!' dedim..Tabii bu sırada ikinci bir şişe şarabın siparişini verdiğimi sanırım unutmuştum. Babam dediği gibi yapıp ertesi gün bana acil bir randevu ayarladı bir psikiyatristten. Elim mahkum gittim. Eski mobilyalarla döşenmiş,her tarafında hüzün olan boğucu bir bekleme odası. Suratsız bir sekreter,benim gibi çareyi kendinde bulamamış başkalarında derman arayan bir hasta daha vardı odada. Yarım saat kadar bekledim. Sonra içeri alındım. Karşımdaki güya doktor olan bayan,ayağa kalkıp elimi dahi sıkmadı.Kafası önüne eğik elindeki kağıtlara bakarken,bana soğuk bir hoşgeldinden sonra 'Lütfen oturun!' dedi.. Oturdum. Doktor işini bitirdiğinde kafasını kaldırıp bana şöyle bir göz attı ve 'Evet,neyiniz var?' dedi. Kulaklarıma inanamadım ilk önce. Liseden beri psikolojiye oldukça meraklıyımdır. Zaten hayatımın en büyük yanlışını böyle bir branş seçmemekle yaptım kendime. Sadece okuduğum kitaplardan bile bir hastaya bu şekilde bir davranış sergilemenin ne kadar yanlış olduğunu ben bile bilirken,senelerini bu işe harcamış (ki bence çok yazık etmiş!) bir doktorun karşısına gelmiş bir hastasını bu şekilde karşılaması canımı çok sıkmıştı. Aklımdan sürekli 'Yazık oldu bu kadar paraya!' diyordum. 'Babam fazla içki içtiğimi düşünüyor! Bu sebeple size gönderdi beni.' dedim. ' Ne kadar içiyorsunuz?' diye sordu ölmüş ama farkında olmayan doktor. 'Bir oturuştamı?' diye yapıştırdım cevabı. Önce dikkatlice yüzüme baktı gülümsedi sonra hayret. 'Evet bir oturuşta.' dedi. 'Şarap içiyorsam,2 şişeye yakın. Bira içiyorsam 10-15 tane,tekila içiyorsam yarım şişe kadar.' dedim. Bakalım işin içinden nasıl çıkacak diye düşünerek. 'Hmm...Derya hnm,şimdi ben size bazı ilaçlar yazacağım,ancak bunun için önce içki içmemeniz gerek.' demezmi. Allah'ım ben nerdeyim ve bu salak kadın kim dedim içimden. 'Doktor hanım,ben size zaten içki problem m var diye geldim.Ki aslına bakarsanız benim içki problemim yok.Bu babamın düşüncesi. Diyelimki benim içki problemim var, siz bana içkiyi bırak sana ilaç vereyim diyorsunuz.Bu biraz saçma değilmi? Ben zaten içkiyi kendiliğimden bırakabilecek olsam size gelmem.' dedim. Doktor bu cevap karşısında afalladı. Bende bu aralığı fırsat bilip zaten istemeden gittiğim bu görüşmeyi ' Sizin bana yardımcı olabileceğinizi hiçbir şekilde düşünmüyorum. Benim neden içtiğimi bile sormadınız. Benim ilaca değil,akla ihtiyaım var,bununda sizde olduğunu düşünmüyorum.İyi günler!' diyerek sonlandırdım. Doktorun başka birşey söylemesine fırsat vermedende muayehaneni terk ettim köpürerek. Oradan çıktığımda bir süre deli gibi kızgın bir şekilde bir süre yürüdüm.Neler oluyordu bana? Neydi bu sinirli hallerim? Ben önceleri hiç bu kadar sinirli bir insan değildim. Liseden beri çok yakın olduğum bir arkadaşım vardı,içtiğimiz su ayrı gitmedi uzun seneler.O da boşanmış bir anne babanın kızı. Annesi bana hep ikinci bir anne olmuştur.Arkadaşımın geçirdiği bir rahatsızlık için kaldığı hastaneye geçmiş olsuna gittiğimde görmüştü ilk kez beni.Hiç unutmam bana söylediği şu lafı ' Seni ilk gördüğümde çok beğenmiştim.Sessiz sakin,kulağında inci küpeler,saçların örgülüydü.O kadar hanımefendi bir kızdın!' Evet ben böyle bir kızdım..ama o eskidendi. Şimdi durduğum nokta ise,zamanlı zamansız sinir krizleri geçiren,her sıkıştığında dermanı içkilerde arayan,ipini koparmış it gibi her gece başka bir barda eğlenen,başına buyruk bir kız olmuştum. Bu halimden her ne kadar çok hoşlanmasamda dedim ya,sanki başka bir yol bulamıyordum kendime ayakta durabilmek için. Beni bu kadar dağıtan aslında sadece annemle babamın boşanması olmamıştı. Ben küçüklüğümden beri babam çok düşkünümdür. Kardeşlerimi bile öptüğünde kıskanır,kulaklarımdan alevler çıkacakmış gibi olurdum.Ki şimdi babamın hayatında başka insanlar vardı. Ve ben bu insanlar ile babamı paylaşmak istemiyordum. Beni bu kadar hırçınlaştıran,bu kadar yolsan çıkmama sebep olan aslında hep bu oldu. Neyse,doktordan çıktıktan ve kısa bir yürüyüşten sonra bir taksiye atladım eve dönmek için. Ve babamı aradım. 'Doktora gittim,ama bu işi yapabileceğimi hiç sanmıyorum.Çünkü bir doktora ihtiyacım olduğunu düşünmüyorum.Ben alkolik değilim.İstersem içki içmeyebilirim.! dedim. Babam peki dedi. Ben bu kendini bilmez hayatıma bir süre faha devam ettim.Bazı geceler Ankara sokaklarında kustuğumu hatırlıyorum. Beni geceyarısından sonra gören kimse beni ayık görmemeiştir o sıralar.Derdime derman arıyordum her yerde. İçimde müthiş bir boşluk oluşmaya başlamıştı. Babam annemden ayrıldıktan hatta ayrılmadan önce beni her gün arıyor,saatlerce telefonda konuşuyorduk. Bana en büyük gücü bu veriyordu o sıralar. O kadar mutlu oluyordumki onunla dostmuşçasına konuşurken. Kendimi güvende hissediyordum. Yanlız değilsin Derya,baban hala yanında eskisi gibi diye düşünüyordum.Sonra zamanla bu konuşmalar azalmaya başladı. Ve bir gün baktımki babamla konuşmayalı neredeyse haftalar olmuş. İçki şişelerim gene en yakın arkadaşım olmaya başlamıştı. Küçüklüğümden beri zaman zaman bayılmalarım olmuştur benim. Ama sebebini kime gittiysek bulamadılar. Hatta hatırlıyorum şaşkın bir doktor anneme kola içmesin bile demişti!! Ne alakaysa. Tabiiki psikolojik tabiiki. Küçüklüğümde de çok duyarlı olmuştum babamla annemin kavgalarına demekki. Bu bayılmalarım gene başlamıştı o dönemde. Ulu orta bayılıyordum. Ama bu bayılma normal bayılmalar gibi değildi. Bayılmadan önce alltan üstten vücudumda ne varsa dışarı çıkarıyordum. Kendime geldiğimde hem kusmuş hemde bağırsaklarımı boşaltmış buluyordum kendimi. Hatta annemlerle Bodrumdaki yazlığımızda bir gece herkes uyuduktan sonra saatlerce televizyon seyretmiştim.Tabiiki babam yoktu yanımızda. Dişlerimi fırçalamak için banyoya gittiğimde aynaya bakarken bayılmaya başladığımı farkettim. Son bir gayret ile anneme seslendiğimi hatırlıyorum. Ayıldığımda yerdeydim. Annem ve kardeşlerim başımdaydı. Ben müthiş bir istekle tuvalate çıkmak istiyordum. Annem zar zor beni tuvalete oturturken ben gene bayılmışım. Tekrar ayıldığımda salondaki koltukta yatıyordum,annem doktor çağırmış,zavallı kadın çaresizce birşeyler yapmaya çalışıyordu. Bende hiç derman yoktu,sadece tavana bakıyordum.Birden ayak parmaklarımdan başlayan bir karıncalanma tüm vücudumu sardı. Anneme bakıp ' Sanırım ölüyorum!' dediğimi hatırlıyorum. Doktor geldiğinde hemen tansiyonuma baktı.Tansiyon yok,sıfır.Beni hemen döndürüp kalçamdan bir iğne yaptı. Ve anneme dönüp' 5 dakika daha geç gelseydim,kızınız ölmüş olabilirdi!' dedi. Bir haftalık istirahat vermişti. Neyse..yaşadığım bu gergin dönemde tabiiki bayılmalarım tekrardan başlamıştı. Hatta bir gece bir arkadaşımın evinden çıktığımda asansörde bayılmamak için kendimi zor tutmuş,zar zor tekrardan dairesinin önüne atmıştım kendimi. Doktora gittim tekrardan Ankarada. Sürüsüyle tetkik,testin ardından bu seferde Sara başlangıcı teşhisi kondu. Kaale almadım. Bana göre kabul edilemez bir şeydi bu ,yakıştıramadım kendime. Ve bir dahada kaale almadım bayılmalarımı. O teşhis konduktan sonrada pek olmadı zaten ulu orta bayılmalarım. Bir akşam arkadaşlarım beni gene Ankarada çok popüler olan bir bara götürdüler. O gün daha hiç içki içmemiştim. Hayret! Bara yaklaştım ve bir sek votka istedim. Cebimden paramı çıkartırken ellerimin zangır zangır titrediğini farkettim. Anlamadım başta,herhalde tansiyonum düştü dedim. Barmen içkimi verdi,titreyen ellerimle bardağa uzandım ve bir dikişte içtim tüm içkiyi. Yarım dakika sonra ellerim titremiyordu. İşte o an anladım bir alkolik olduğumu. İnanamadım önce. Ama onca okuduğum kitaplarda okuduğum alkoliklere benzemiş olduğumu anladım. O gecede doyasıya içtim,eğlendi. Ertesi sabah uyandım ve tamam artık bu kadar içki yeter,bitmiştir bu iş dedim. Ve altı ay boyunca elimi içkiye sürmedim. Bu belkide hayatımda yaptığım en takdir edilecek davranış olmuştur benim için. Kendimi tebrik ediyorum. Bir dahada böyle bir istikrar asla gösteremedim hiçbir şeyde. Babamın bizden hepten uzaklaşması,benm gittikçe sevgiye daha fazla acıkmam başıma türlü türlü sevda işleri açtı. Bana her sevgi gösteren insana yakınlaştım,onlarla doldurmaya çalıştım boşlukları. Allah'tan karşıma öyle bozuk tipler çıkmadı. Ama hiçbiri bana yakışır olmadı. Biliyordum ama sevgisizlik öyle bir boşluk yaratıyorki insanın içinde her dala sarılası geliyor insanın. Bir gün,çok yakın bir arkadaşım olan Emre,beni o akşam bir bara davet etti. Gidelim dedim. İçkiyi bırakalı üç dört ay olmuştu. Beni almaya geldiler. Emre dahil 3 erkektiler. Problem etmedim,bindim arabasına. Bir arkadaşı oldukça uzun boylu olduğu arka koltuğa bacakları sığmadığı için bana arka koltuk düştü. Bara gittik,eğlendik. Ben içki içmediğim için ve Emrenin yanındaki arkadaşları ile samimi olmadığım gece boyunca sadece onunla sohbet ettim. Bardan çıktıktan sonra bir yere çorba içelim dediler. OK dedim. Çorbamızı içtikten sonra evlere gitmek için tekrardan bindik arabaya. Tabiiki ben gene arka koltuğa oturdum. Yanımda oturan çocukla gece boyunca belki bir iki cümle etmiştim. Arabaya binince benimle biraz fazla ilgilenmeye başladığını hissettim. Sürekli bir konu açmaya çalışıyor,ve konuları oldukça özel şeylere getiriyordu. Gerilmeye başladım. Sonra bir anda elini bacağıma koydu. Nazik bir şekilde elini itip,lütfen dikkat et eline koluna dedim. Ne olduysa o anda oldu. Ben daha ne olduğunu anlamadan bu adamlıktan nasibini alamamış erkek müsvettesi bir anda üstüme saldırdı. Ben bağırmaya ' Emreeee....birşeyler yap,noluoo !' diye çığlık atmaya başladım. Öndekiler arkaya dönüp yanımdakine müdahele etmeye çalışırken, ' Emre arabayı kenara çek!' diye son bir çığlık attım. Araba daha durmadan da kendimi dışarı yere attım. Ama bu gözü dönmüş sapık arabadan tam gaz çıkıp ben daha kaldırımda yerdeyken gelip üstüme çullanmaya çalıştı. Ben avazım çıktığı kadar bağırmaya başladım. O sırada birden taramalı tüfek sesleri duydum,ve üstümdeki eller birden çekildi. O an anladım Ankara Emniyet Müdürlüğü önünde durduğumuz. Allah'ın işine bak. Tesadüfe bak. Verilmiş sadakam varmış diye düşünüyorum hala. Müdürlükteki tüm polisler bir anda etrafımızı sarıp, erkekleri duvar dibine çekti. Beni yerden kaldırdı bir polis ve hemen üstündeki ceketini çıkarıp bana verdi. O anda anladım üstümdeki bluz ile pantalonumun yırtıldığını. Utancımdan yerin dibine girmekle, cinayet işleyebilecek kadar sinirli halim arasında sıkışıp kaldım bir süre. Erkeklerin üstleri kontrol ettikten sonra bana saldıran çocuk ile önde oturan uzun boylu çocuğu polis arabasına bindirdiler,ve Emre'ye beni arabaya alıp onları takip etmemizi söylediler. Biz ekip otosunu takip ederken,ben bir yandan deli gibi ağlıyordum. Emre'ye 'nasıl çağırırsın böyle bir herifin olduğu bir ortama beni?Kim bu manyak? Ne olduda birden saldırdı bana?Uyuşturucumu kullanıyor bu ?' diye soruyordum. 'Sonuna kadar şikayetçiyim bu adamdan,içeri tıksınlar,gebersin!' dedim. Emre'nin bana dönüp verdiği cevap hayatımda duyduğum en aşağılık cevap oldu. 'Derya lütfen şikayetçi olma ondan,kız arkadaşı var onun!' demezmi. Kulaklarıma inanamadım. Buyur burdan yak! Adam bana tecavüze yelteniyor ve benim arkadaşım olacak şerefsiz ona acıyor. Karakola gittik. Komiser bana olayı anlattırdı,ağlayarak anlattım herşeyi baştan. İyi ki alkollü değildim o gece iyi ki. Bu en büyük kozum oldu çünkü olayda. Komiser bana olabilecekleri anlattı,eğer ondan şikayetçi olursam olaya herkesin dahil olacağından bahsetti. Tabiiki ilk önce aklıma babam geldi. Böyle bir durumda bu herifin hem kendisini hemde ailesine neler yapabileceğini getirdim gözümün önüne,sonra kendimi düşündüm. Ankarada tek başına yaşayan bir genç kızdım ne de olsa. Oysa bu adam Ankaralıydı. Korktum,ilk önce babamdan korktuğum için şikayetçi olmamaya karar verdim. Bu kararı vermek benim için kolay olmamıştı. Babamdan korkum ise bana yapacakları değil, ki benim hiçbir günahım yoktu,bu kendini bilmez sefile yapacakları olmuştu. Komiser bana, 'Ben bunu sabaha kadar burda tutacağım,iyi bir ders olur. Ancak biz genede senin ifadeni alıp saklayalım.Bir daha bu adamdan veya çevresinden sana gelebilecek herhangi bir olayda bu ifade senin işine yarar!' dedi. Aklıma yattı dedikleri ve çaresiz tamam dedim. Okuldaki en yakın arkadaşımı aradım,sabahın 4'ünde. Tesadüf annesi gelmiş onu ziyarete. Gelip aldılar beni karakoldan. Sabaha kadar ağladım,defalarca yıkandım sıcak sular altında. Bir yandan o pisliğin bana dokunmuş olmasını hazmedemiyordum bir yandan da cezasını vermemiş olmanın hıncını yaşıyordum. Ancak ertesi gün etraflıca tekrar düşündüğümde verdiğim bu kararın en doğru karar olduğuna kanaat getirip sakinleştim. Böyle bir olayın ailem tarafından duyulması yaşamak istemediğim birçok şeyide beraberinde getirirdi eminim. Bu talihsiz olayı atlatmam haftalarımı aldı,hatta gene aklıma getirip çıldırdığım bir gün Of'lu bir arkadaşımdan bu olayı halletmesini bile istedim. Beni çok severdi. Bana hep bacı gözüyle bakmış biriydi. Hemen 'bu işi olmuş bil ' dedi bana telefonda. Ertesi sabah erken saatlerde evinin önünde onu aylarca yatakta yatıracak şekilde yaralayacığını söyledi. Kurşunlar öcümü alacakmı diye düşündüm saatlerce,ve sabahın erken saatlerinde onu arayıp vazgeçtiğimi, korktuğumu Allah'ından bulması gerektiğini söyledim. Şimdi düşünüyorumda, en doğru kararı verdim ben. Ama içimdeki diğer Derya, o pisliğe her türlü işkenceyi yapabilecek kadar sinirli hala. Umarım aynı şey onunda ailesinde birinin hatta kendisinin başına gelir birgün. Ne oldu biliyormusunuz? O Emre denen pislik bana yemin etmişti o adamla bir daha görüşmediğine dair. Ancak ben onları sadece 2 hafta sonra bir mekanda eğlenirlerken görmüştüm birlikte. Şu dünyada şerefi için,namusu için binlerce hayatını kaybetmiş insan varken, bu soysuzların güle oynaya yaşamaları utanç verici. Bu olay bana büyük ders olmuştu. Bir daha gerçekten güvenmediğim kimseyle dışarı çıkmadım,hele içkili ortama asla girmedim. Ama içimdeki erkek gittikçe daha baskın olmaya, artık eski Derya'nın izi kalmaya başlamıştı günlük hayatımda. Bizleri biz olmaktan çıkaran kendimizmiyiz yoksa yaşadıklarımızmı? Kim isterki, yolunu kaybetmeyi? Kaç tane genç kız ister en güzel senelerini yanlışlarla yoğurmayı. Ben hayallerimden oldum bir iki sene içinde. Kendim yüzündenmi? Neden suçlamayacakmışım başkalarını? Kim o kadar güçlü ki? 21 yaşıma sığdırdım en büyük hayal kırıklıklarımı,en büyük kayıplarımı. Gözümün önünde yok oldu inandığım onca erdem. Ben hiçbirini toplayamadığım gibi bir yandan da ektiğim ekinlerden oldum. Ben gittim,başkası oldum. Kadın olmaktan vazgeçmiş,ayakta durabilmek,güçlü görünmek için ne idüğü belirsiz bir mahluk.Sevgisiz kalmış bir mahluk. Babam o kadar büyük bir yara açtı ki yüreğimde,gelen kimse dolduramadı. Aradım durdum. Benden aşağıdakilerde derman aradım,eksildim gittikçe. Bir grafiğim yapılsa 20 yaşımdan sonraki hayatım için,baş aşağı giden bir grafik olur benimkisi. Kendini toplayamacak kadar güçsüz olduğum için suçlumuyum? Duygusal olduğum için suçlumuyum? Allah beni mantıktan yoksun bırakıp duygularla yoğurduğu için suçlumuyum? Tek başına ayakta durmayı bana öğretmedikleri için suçlu ben miyim? Suçlu aramak gereksiz..çünkü hiçbirimiz suçlu değiliz. Herşey olması gerektiği gibi sadece. Hepimiz iyi şeyler ümid ederek yaşıyoruz,hepimiz mutlu huzurlu sağlıklı ve zengin olmayı umud ederek yaşıyoruz bu hayatta. Ama torbadan ne çıkarsa onunla yetiniyoruz. Şans ve kaderdir bizi biz yapan. Ben eğer ailem tarafından doğru yönlendirilmiş olsaydım, belki de şimdi kusursuzca döşenmiş ofisimde gün içinde bana gelen hastalarımın sorunlarını tekrar tekrara okuyor olacaktım. Kim bilebilir? Kimse... Herşey anlamsız o yönden bakınca! Kimse geçip karşıma ama şöyle yapsaydın böyle olurdu,bunları yaşayan onlarca insan var,herkes senin gibi olsa demesin. Kimse benim gibi olamaz,bende kimse gibi olamam. Ben DNA larımdan ibaretim o kadar. Bana bu duygular yüklendi yanında da azıcık akıl verildi,idare ediyorum. Hepsi bu!
|
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
İçimden hep birşeyler yazmak geldi,birileri bulurda okur diye korktum yazamadım.Ama içimden hep yazmak geldi.Herşeyi.Her gece.Her düşüncede.İşte şimdi yazıyorum,kim okursa okusun.Buradaki tüm benliğim sadece ismim yok.
Kategoriler
Arkadaşlarım
|